vazo boyama sanatına ne denir
Musique Rencontre Du 3eme Type Youtube.
Diksiyon kavramı bir konuşma sanatıdır. Bunu daha terimsel açıklayalım. … Örneğin diksiyon ve güzel konuşma sanatının içeriğini oluşturan artikülasyon ya da ses-nefes gibi. Bunun yanına fonetik, vurgu, tonlama ve ulama gibi önemli kavramları da içinde 3, 2021Conversationalist, sanatı nedir?KONUŞMA SANATI. … Bu yönüyle etkileyici konuşma sanatı, iletişimdeki iletilerin ve onların sunulmasını kapsadığı kadar sözel ve sözel olmayan iletilerin, dinleyenlere uygunluğunun da önemsendiği bir sanattır. Konuşma sanatı, tüm tarafların etkileşim içinde kesintisiz olarak sürdürülen iletişimleri ifade konuşma sanatı Nedir Ne Demek?Güzel konuşma bir kimsenin başkaları karşısında, önceden planlanmamış bile olsa duygu, dilek ve düşüncelerini etkili bir biçimde anlatma konuşma ne demek?Güzel konuşma, insanın, karşısındaki kişilerle önceden planlanmış olsun ya da olmasın etkili iletişim kurmasıdır. Duyguları doğru ifade etmek, dilek ve düşüncelerini de doğru ve etkili bir şekilde karşıya aktarmaktır. … Neyi, nasıl, kime, ne zaman söyleyeceğinizi bilmeniz Güzel konuşmanın önemli bir ve etkili konuşma nasıl olur?İşte etkili konuşmanın 7 yoluHazırlık yapın. Etkili bir konuşma için öncelikle ne söyleyeceğiniz hakkında hazırlık yapın. … Göz teması kurun. … Beden dilinizi doğru kullanın. … Ses tonunuza dikkat edin. … Konuşurken mesajınızdan uzaklaşmayın. … Dikkat çekin. … Sözü çok 28, 2016Doğru Güzel ve etkili konuşmanın ilkeleri nelerdir?Etkili Konuşmanın İlkeleriİyi bir konuşma yıkıcı değil, yapıcı olmalıdır. … İyi bir konuşma, ilginç ve değerli konuları kağsar. … İyi bir konuşma, konuşmacının kişiliği ile bütünleşir. … İyi bir konuşma, belli bir amaca yönelir. … İyi bir konuşma, konuşmayı etkileyen etkenleri çözümleyerek sanatı nasıl yapılır?Hitabeti Geliştirmek ve Etkili Konuşma Yapabilmek İçin 7 ÖneriKitap Okumayı Alışkanlık Haline Getirin. … 3. Kısa ve Öz Bir Şekilde Konuşmaya Çalışın. … Konuşmada Hikayelere ve Örneklere Yer Verin. … Dinleyicileri Konuşmaya Dâhil Edin. … Beden Dilinizi İyi Kullanın. … 7. Konuşma Öncesinde Hazırlık 6, 2020 Previous PostTofaş ön teker bilyası değişimiNext Post Esmaül hüsna kelimesinin anlamı
Arapça'da çizgi ya da bir satır yazı anlamına gelen hat sözcüğü, bugün Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı karşılığı olarak kullanılmaktadır. Hat; güzel yazi sanati olup, yazarlarina hattat denir Kûfî, Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhânî, Tevkî', Icâze, Ta'lik, Divânî, Celi, Rik'a, Ma'kili dâhil, bin kadar çesidi vardi. Halicilik, kumasçilik, dericilik, ciltçilik, kitapçilik, tezhipçilik, porselencilik, kehribarcilik, mürekkepçilik, mobilya, sandalcilik da ayri birer sanat dali olarak, her sahada eserler verilen değer, bütün İslam kültürlerinde hat sanatının çok üstünde durulmasına yol açmıştır. Özellikle Osmanlı kültürü içinde hat sanatı çok ilerlemiş, işlevsel görevinin yanısıra, estetik bir düzeye yükselmiş, adeta batı resim sanatındaki tabloların yerini tutar olmuştur. Gerçek bir tablo gibi çerçevelenerek duvara asılan güzel yazı örneklerinden ünlü hattatların yapıtlarına Osmanlı tarihinde çok büyük paralar ödendiği bilinmektedir. Güzel yazı, yalnız levhalarda değil, bundan başka el yazması kitaplarda, fermanlarda, diplomalarda, cami iç ve dış duvarlarında, çeşitli yapıların yazıtlarında, mezar taşlarında, pencere kapağı ya da kapı kanadı gibi mimarlık ögelerinin üstlerinde, halı bordürlerinde, kutu, vazo, tabak gibi gündelik eşyada da sanatında yazı gelişigüzel yazılmaz, her yazı türünün kendine özgü özellikleri, inceden inceye saptanmış kuralları vardır. Tarih boyunca ünlü hat ustaları zaman zaman yazı kuralları oluşturmuşlar ve bunları saptamışlardır. Çeşitli yazı türleri birbirlerinden, harflerin büyük ya da küçük olması, biçimi, aralıkları, bazı harflerin birbirlerine bitiştirilip bitiştirilmemesi, bazı yazı işaretlerinin kullanılıp kullanılmaması gibi özellikleriyle olarak yazı sanatının ilk gelişmesi Araplar eliyle olmuştur. Bilinen ilk büyük Türk hattatı ise Amasyalı Yakut el Musta'Sami'dir 13. Yüzyıl.Hat konusunda ciddi ve kapsamlı çalışmayı Amasyalı Şeyh Hamdullah 15. Yüzyıl yapar, aklam-ı sitte, yani 6 esas yazı diye bilinen yazı türlerini, herbirinden örnekler çıkartıp yanlarına kurallarını yazarak bir murakka içinde toplar. Aynı zamanda Sultan 2. Beyazıd'ın da yazı hocası olan Şeyh Hamdullah'dan günümüze kalan en önemli yapıtlar, İstanbul Beyazıt Camii'nin cümle kapısının üstündeki yazıtla Amasya Beyazıt Camii'nin yazıtıdır. Osmanlı sanatının doruğa ulaştığı 16. yüzyılın en önemli hattatı, yazının yalnız üslubunda değil, tekniğinde de yenilikler getiren Ahmet Karahisari'dir. Altını mürekkep gibi kullanarak yazı yazmak, Altın yaldız harflerin dışını siyah çizgiyle belirlemek, harf kalınlıklarının içini çiçek motifleriyle doldurmak ilk kez onun uyguladığı yeniliklerdendir. En önemli yapıtı İstanbul Süleymaniye Camii kubbesindeki yazısıdır. Türk yazı sanatının başka bir ustası da yapıtlarıyla pekçok başka hattatı etkilemiş, 3. Ahmet ve 2. Mustafa gibi Sultanlara hocalık etmiş olan Hafız Osman'dır 17. Yüzyyl. Taş baskısıyla çoğaltılan KURAN'ları, çağında en uzak İslam ülkelerine kadar yayılmıştır. Bu yapıtlar günümüzde de yazı sanatının en değerli örneklerinden İsmail Efendi, Mustafa Rakım Efendi ve İstanbul'daki pek çok yapının yazıtını hazırlamış olan Mehmet Esad Yesari, ünlü Yüzyılda ise başka bir ustayla, Kazasker Mustafa İzzet Efendi'yle karşılaşılır. Ayasofya'daki 8 büyük yuvarlak levha onun en ünlü yapıtlarındandır. Cumhuriyetten sonra harf devrimiyle Arap harflerinin kullanımdan kaldırılması, bütünüyle bu harflere dayanan hat sanatının yaygınlığını birdenbire çok azaltmıştır. Kitapların latin harfleriyle ve baskıyla hazırlanması, bu sanatın kullanım alanını hemen hemen yalnız Cami'lerdeki duvar yazılarına indirgemiştir. Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer, Kamil Akdik, Emin Barın gibi hattatlar bu kısıtlı alanda yapıt vererek 20. yüzyılda hat sanatını sürdüren sanatçılar yazı türleri içinde Kufi, en eski yazıdır. Osmanlı kültür çevresinde az kullanılmış olmakla birlikte dik, kalın, köşeli harfleriyle hemen dikkati çekerek öteki yazılardan ayrılır. Halı bordürlerinden madeni paraya dek çok çeşitli alanlarda kullanılır. Yazıtlarda, KURAN'da ve Divan yazmalarında kullanılan Nesih iri harfli olduğu için duvar yazılarında ve Kitapların bölüm başlıklarında kullanılan sülüs, Din kitaplarında ve murakkaların başındaki besmelelerde kullanylan Reyhani ve Muhakkak, devlet belgelerinde kullanılan Tevki, hattatların öğrencilerine verdikleri icazetnamelerin altındaki üstat imzalarında kullanılan Rik'a, bir arada aklam-ı sitte diye adlandırılan en önemli 6 yazı türünü oluştururlar. Bunlardan başka talik, nestalik, divani, bir tür steno sayılabilecek olan siyakat, menşur, zülf-ü arus, hilali, muini, şikeste, müselsel gibi yazı türleri de sanatında Osmanlı sanatçıları çeşitli uslupları denemişlerdir. Bunlardan biri istiftir. Bir sözcüğün harflerinin ya da bir cümlenin hece ve sözcüklerinin güzel bir görünüm oluşturmak amacıyla ve kullanılan yazının çeşidine uygun biçimde yanyana ve üstüste sıralanmasına, istif edilmesine denir. Bir sözcüğün, bir eksenin iki yanına bir ters, bir yüz bakışık olarak yazılmasıyla oluşturulan çeşidine müsenna ya da aynalı yazı adı verilir. sonra özellikle gelişen bu türün en görkemli örnekleri bugün Bursa Ulucamii'nin duvarlarında bulunmaktadır. Harflerin biçimleriyle oynayarak, çeşitli düzenlerde birleştirip istif ederek yaratılan ve oldukça stilize edilmiş bir tür yazı-resim de hat sanatında önemli yer tutar. Yazıyla oluşturulan böyle resimler arasında en çok sevilen ve rastlanan konular kayık, kuş, aslan, sancak, cami, ibrik, çiçek, insan başı Osmanlı Devleti'nin arması ve padişahın imzası olarak kullanylan tuğra da bir tür istif yazıdır. Oğuz Han'ın yazılı nişanından çıktığı bilinen tuğra, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları'nca da kullanılmıştır... FermanFerman, kelime itibariyle emir, irade, buyruk anlamlarını taşır, islamiyeti kabul ettikten sonra ilhanlılar tarafından kullanılan bu kelime, Osmanlılar'a da onlardan geçmiştir. Kısaca ferman; herhangi bir konuda Sultan'ın "Alamet-i Şerif" denilen tuğralı emri demektir. Üzerinde padişahın kendi el yazisi ile bir ibare de bulunan fermanlara "Ferman-i Hümayun" divani hat ile yazilmasi gelenek olan fermanlar kisaca su sirayla kaleme alinirlardiEn üst kisma davet, ki bir dua metninden oluşur. Bunun altinda tugra kismi, onun altinda ise esas metin kismi bulunur. Bu kisim ferman gönderilen kisinin isim ve sifatlarini tasiyan övgü sözleri, konuya giris cümlesi, fermanin çikarilma sebebi, padisahin yapilmasi istenen seyi emrettiginin ifadesi, isin açiklanmasi, ihtar ve israr sözleri, son satirda ise tarih bölümlerinden antik değer taşıyan orjinal fermanlar gibi onların iyi kopyalari da büyük ilgi görmektedir. Oldukça zor bir yazi olan divani hat ile yazilan ferman kopyalari, orjinaline uygun kagit ve mürekkep kullanilarak, usta hattatlar tarafindan hazırlanmaktadir. Tezhip SanatıTezhip sözcüğü Arapça zeheb altın sözcüğünden gelmektedir. El yazması eserleri murakka denilen hüsn-i hat yani güzel yazı levha ve albümleri ile padişah tuğralarına altın yaldız ve boya ile yapılan bezeme sanatına verilen bezenmiş eserlere "Müzehhep" ezilmiş toz altınla birlikte sulu guvaj boya ile tezyinat yapan sanatçılara da "Müzehhip" denir. Sadece altınla yapılan tezhip çeşitlerine "Halkari" denir. Tahrirli ve tahrirsiz olmak üzere iki türlüdür. Sayfa kenarlarında o sayfadaki yazının neye ait olduğunu göstermek için yazılan yazıların etrafını çevreleyen yuvarlak ve içi boş süslemelerle "Gül" denir. Bu gül motiflerinin daha büyük ve süslü olanlarına "Şemse" denir. Genellikle şemse cild kapaklarının ortasına yapılan bir bezeme yazma kitapların sayfaları yaldızla biri kalın diğeri ince iki çizgiden oluşan bir çerçeve içine alınır. Bu çizilen altın çizgilere"cedvel" denir. Tezhibin bütününü daha iyi göstermesi için yapılır. Sayfaların etrafında cedvellerden başka çiçek ve bezemelerle yapılan sular görülür, bunlar da şekillerine göre isimlendirilir. Daha geniş olanına "zencerek" yani zincir gibi zincirimsi birbirine geçmelerle eklenmiş halkalara "Ulama" içi çiçek ve yapraklarla süslenmiş bordürlere "Kıvrık dalı" dendiği gibi "Hüsnü hat" levhalarında sözcük ve harflerin süslenmesi için bazı tezhipli bezemeler de yapılır ki bunlara da "Hurda tezyinat" denir. Tezhipte önemli yeri olan bir süsleme çeşidi ile tiğ olarak isimlendirilen kısımdır. Tezhip işlerinin bitiminde başlayarak dışa doğru uzanan ince ucu sivri kısımlara Osmanlı dönemi tezhiplerinde en çok kullanılan motif rumi ve kıvrık dallardır. Bunun yanında Selçuklu geleneğinin devamı olan münhaniler de vardır. Türklerin bitkisel motiflere olan ilgisi bu dönemde yoğunluk kazanmaya başlamış olup, çok küçük stilize çiçek motifleri kullanılmış; seberk, pençberk, asma yaprakları, nilüferler, hatayiler çok zengin renklerle ince titiz bir işçilikle oya gibi işlenmiştir. Kullanılan renkler ise; başta altın yaldız ve mavinin tonları kiremit kırmızısı, pembe, açık ve koyu yeşil, beyaz, kahverengi ve siyah kullanılmaktadır.
Küçük, birbirinden farklı, üç boyutlu parçaları bir yüzey üzerinde tasarlanmış bir resmi veya figürleri oluşturacak şekilde birleştirmeye mozaik sanatı Antik Yunan ve Roma dekorasyon kültürüne ve sanatına dayanan mozaik sanatı, günümüzde herkes tarafından kolayca uygulanabilir bir hal almıştır. Günümüzde mozaik taşları genellikle özel bir bıçak yardımıyla kesilen renkli camlardan elde edilmektedir. Mozaik taşının bir tarafı düz, diğer tarafı ise yüzeye iyi yapışabilecek şekilde hazırlanmaktadır.“Mozaik küçük birimlerin yan yana getirilip bir bağlayıcı malzemelerin yapıştırılmasıyla oluşmuş yüzey düzenleme sanatıdır. Malzemelerin yapıştırılmasıyla oluşmuş yüzey düzenleme sanatıdır. İç ve dış mimaride, objeler üzerinde, parklarda, meydanlarda ve bahçelerde kalıcı ve dekoratif bir uygulama olarak göze çarpan mozaik çok eski bir tarihin, derin bir kültürün ve çok farklı yorumların, okulların sonucu günümüze ulaşmış özel bir sanat dalıdır. Küçük, seramik, taş, karo, cam, tahta veya özel olarak yapılmış değişik renkteki farklı parçaların yan yana getirilmesi ile oluşturulan düzenleme tekniğine ve ortaya çıkan esere mozaik denilir. Küçük parçalar kendi başlarına bir anlam ifade etmezken, belirli sıralarla dizilerek bir sanat eseri çıkarılır. Taş, cam, seramik, ahşap parçaları, mermer veya mozaik yapımı için özel olarak imal edilen smalti adı verilen malzemeler mozaik sanatının başlıca malzemeleridir. Mozaik, yer, zemin süslemesi, duvar süslemesi, bazen bir vazo veya tabak süslemesi olarak kullanılabilir. Eskiden taş, mermer, seramik parçalarından yapılırken günümüzde sadece mozaik sanatında kullanılmak maksadı ile üretilen smalti’ adı verilen 1cm lik küçük mozaik parçaları ya da daha ufak ebatlarında ve birçok rengi bulunan küçük seramik parçaları mozaik sanatı için uygun bir malzeme koleksiyonu ve kolaylığı sağlamaktadır. Günümüzde mozaik için şablon resimlerde üretilmekte bir zemin üzerine yerleştirilen bu şablon resimler tutkalla sıvama veya çimento yayılmış zemin üzerine parçaları yapıştırma yöntemi ile yapılabilmektedir. Fimo seramik hamurlarıyla yapılan mozaik yapma yöntemi aslında çimento yayma yöntemi ile aynı yöntem sayılabilir. Mozaik yapma sanatı için günümüzde belli başlı olarak iki yöntem kullanılır. * Çimento sürülmüş zemin üzerine mozaik malzemelerini batırmak * Tutkalla yapıştırılmış parçaların aralarına sıva döşemek. Mozaik parçacıkları olarak seramikten metale, ahşaptan cama kadar pek çok çeşitte, şekilde ve büyüklükte malzeme bir arada kullanılabilmektedir. “Mozaik, farklı türde küçük parçaların yan yana dizilmesi ve harç içine gömülmesi ile elde edilen bir düzleme tekniğidir. Tas, seramik, ahşabın yani sıra kumaş, kâğıt ve renkli cam parçaları da mozaik tekniğinde kullanılır. Bu bağlamda mozaikler kullanılan malzemeye göre sınıflandırılabilir. Konusuna göre figüratifler, geometrik düzenlemeler, mitolojik konular, doğa görüntüleri gibi sınıflara ayrılabilir. Antik dönemde mozaikler, küçük parçaların dizilimlerine göre de bir takim Latince isimler alıyordu. Günümüzde bu tür sınıflandırmalar kalmadı, mozaik aktif olarak kullanılan malzeme ile özdeşleşmektedir.” Mozaik taşını yapıştıracağınız yüzey sert ve düz olmalıdır. MDF tahta bu iş için uygundur, çünkü hem hafif hem sağlam bir malzemedir. Mozaik taşlarını yüzeye yapıştırmak için gerekli PVA tutkalını su ile inceltebilir ve bir fırça yardımıyla sürülebilir. “Mozaiğin başlıca malzemeleri dayanıklı renkli doğal taslar ve mermerdir. Bu parçalar tas isleme gibi, tabakalar halinde kesilir, daha sonra 5–10 santimlik çubuklar haline getiriliyor. Daha sonra tek tek pens ve kerpeten gibi aletler yardımıyla bunlar kırılır ve kenarları çekiçle düzeltilir. Günümüzde her renkte pek çok malzemeden mozaik parçaları üreten firmalar vardır. Orijinal mozaiklerde kullanılacak desen çizilir. Altına çimento harcından yüzey hazırlanır ve küçük birimler bunun üzerine gömülür. Eğer büyük bir alanda çalışılıyorsa, harcın donmaması için çalışılacak alan kadar harç hazırlanır. Günümüzde bu da kolaylaştı, plastik telalar satılıyor. Izgara seklinde bantlar satılıyor, onun üzerine beyaz tutkalla yapıştırıyorsunuz deseni ondan sonra harcın içine gömüyorsunuz. Özellikle havuz mozaiklerinde böyledir. Önce tabaka halinde rulo masada çalışılır, sonra hazırlanan harç sıvanın içine gömülür. Küçük boyutlu bir çalışma ise eğer, suya dayanıklı alt malzemeler, su konturplagi, eternit gibi malzemelerin üzerine beyaz tutkal sürülür, bununla birimler yüzeye yapıştırılır. Yapıştırmadan sonra aralarda boşluklar kalır. Fayans yapıştırma harcı denilen derz dolgusu yüzeyin üzerinden geçilir ve aradaki boşlukların dolması sağlanır. Kuruduktan sonra ise yüzey temizlenir. Mozaik teorik olarak sonsuz ömre sahiptir. Kötü yapıştırmalarda yüzeyden kopmalar olabilir. Rutubet olursa yüzeydeki sıva kalkar ve mimariden ayrılmaya baslar. Dolayısıyla mimaride, rutubet olmaması için alta katranlı bir tabaka sürülür, onun üzerine harç yapılır. Yani nem mozaiği en zorlayan etkendir. Zemin mozaiklerinde ise darbelerle birlikte aşınma yaşanabilir” 20. yüzyılda mozaik, yapılardaki geleneksel kullanımın dışına çıkılmıştır. Soyut desenler ve parlak çizgilerle modern mozaik sanatı mimari elemanlarda, dış cephe kaplamalarında, heykellere, oturma birimlerinde, bacalarda, kolon kaplamalarında, çeşmelerde, meydan-alan düzenlemelerinde estetik yönüyle kullanılıyor. İspanyol sanatçı Antoni Gaudi, yapıların iç ve diş yüzeylerinde seramik malzemeyi mozaik yöntemiyle çok sık kullanmış ve büyük basarî sağlamıştı. Sanatçının 14 yılda tamamladığı ve geniş bir alana kurulu olan Güell Park, bugün bile Barselona’yı gezenlerin görmeden dönmedikleri önemli bir yer. Kus ve kadın figürlerini sıklıkla kullanan ressam ve heykel tras Miro da seramik malzeme ile mozaik çalışmalarına imza atmıştır. Türk sanatçılar arasında ise Bedri Rahmi Eyüpoglu mozaik çalışmaları ile öne çıkmıştır. Türkiye’nin en önemli ve dünyaca ünlü mozaik koleksiyonlarının başında Antakya Müzesi gelir. Son yıllarda Zeugma’dan çıkarılan mozaikler de geniş bir koleksiyon oluşmuştur. Tarihinde de mozaik sanatının şaheserlerini üreten medeniyetlşer beşiklik yapan Gaziantep’te mozaik yapma sanatı ile ilgili olarak kurslar düzenlemektedir. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kurslarının branşlarından birisi de mozaik kursudur. Bu eğitimi alabileceğiniz GAMEK kursu; HAKAN ÖZCAN GENÇLİK ve KÜLTÜR MERKEZİ Karaoğlan Yusuf Bulvarı No56 Eski Tekel Binası Şehitkamil / Gaziantep adresindedir. Alıntı Şahamettin KUZUCULAR Kendisine Sanat Penceresi olarak çok teşekkür ederiz…
Türk Hat Sanatının Tarihsel GelişimiArap harfleriyle yazılan uyum ve güzelliğin ön planda olduğu güzel yazı sanatına hat, sanatçılarına da hattat denir. İslam uygarlığında yazıya verilen değer, hat sanatının gelişimini sağlamıştır. Yazıya estetik bir biçim vermek isteyen hat sanatçıları belli kurallar çerçevesinde kûfi, nesih ve sülüs gibi yazı türleri oluşturmuşlardır. Yazı türleri, harflerin boyutu, şekli, aralığı, birleşik veya ayrı yazılması vb. özellikleriyle birbirlerinden Dönemi Hat Sanatı13. yüzyılda yaşayan Amasyalı Yâkût-ı Mustasımî ilk büyük Türk hattatı olarak kabul edilmektedir. Mustasımî düz uçla yazılan ve Anadolu’da en çok kullanılan yazı türleri olan nesih ve sülüs yazı şeklini kalemin ucunu eğri keserek altı değişik biçimde yazmıştır. Mustasımî’nin yetiştirdiği hattatlar bütün İslam ülkelerinde hat sanatının gelişmesine katkıda bulunmuştur. Altı değişik yazı, daha sonraki yüzyıllarda geliştirilerek 160 çeşide ulaşan yazılara kaynaklık etmiştir. Bütün bu özellikleriyle Yâkût-ı Mustasımî Türk hat sanatının Osmanlılar Dönemi’ndeki gelişimini hazırlayan kişi olarak kabul Dönemi Hat SanatıOsmanlı hat ekolünün kurucusu Amasya’da doğan Şeyh Hamdullah’tır. 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devam etmekte olan altı çeşit yazı ekolünün estetik anlayışına ilaveler yaparak yenilikler getiren Şeyh Hamdullah, 47 tane Kur’an-ı Kerim, yüzlerce En’am ve Kur’an cüzü yazmıştır. İstanbul Bayezid Camii, İstanbul Davutpaşa Camii, İstanbul Sultan Ahmet Camii ve Firuzağa Camii kitabeleri onun hat tekniği ile Karahisarî ise Yâkût-ı Mustasımî’nin ekolünü yaşatan ve geliştiren büyük bir sanatkârdır. Eserleri arasında Kanuni Sultan Süleyman için yazdığı şaheser, unvanına layık Kur’an ile Türk ve İslam Eserleri Müzesindeki büyük boy En’am’ı Şerif yüzyılda yaşamış olan Hafız Osman, etkilendiği Şeyh Hamdullah’ın ekolünü en ileri düzeye ulaştırmıştır. Hattatların piri olarak bilinen sanatçı Türk zevk ve üslubunu dünyaya tanıtmıştır. 25’ten fazla Mushaf Kur’an yazdığı bilinmektedir. Usta-çırak öğretimi ile yeni nesillere aktarılarak günümüze kadar gelen hat sanatı; levhalar, el yazması kitaplar, fermanlar, diplomalar, cami duvarları, halılar ve mezar taşlarında kullanıldığı gibi kutu, vazo, tabak vb. gündelik eşyalarda da Dönemi’ndeki diğer ünlü Türk hattatlar; Mustafa Râkım Efendi 1757-1826, Mahmut Celaleddin d.?-1829, Mustafa İzzet Efendi 1801-1876, Mehmed Şevki Efendi 1829-1887 ve 20. yüzyılda Kamil Akdik’tir 1861-1941.Türk Tezhip Sanatının Tarihsel Gelişimi Kur’an-ı Kerim ve divan gibi el yazması değerli kitapları bezeme sanatına tezhip denir. Tezhip sanatçılarına müzehhib denir. Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere özellikle önemli kişilere sunulacak veya onların özel kütüphanelerine konulacak kitaplar ve diğer kıymetli eserlerin çoğu tezhiple süslenmiştir. Tezhip sanatı, Orta Asya’da Uygurlar Dönemi’nde ortaya çıkmış, Anadolu’ya Selçuklular tarafından getirilmiştir. Türk tezhibinde Hatayî, Rumî, Şükufe olmak üzere üç tarz bezeme Hatayî Tarzı Bezeme Orta Asya’da geliştirilmiştir. Çin motiflerine benzeyen üsluplaşmış yaprak ve çiçek motiflerinden Rumî Tarzı Bezeme Anadolu Selçukluları tarafından kullanılıp geliştirilmiştir. Hayvan motiflerinin üsluplaştırılması ile kıvrımlar ve birbirinin içine girmiş dallardan oluşan Şükufe Tarzı Bezeme 12. yüzyıldan sonra gelişmiş, çiçekleri gerçek görünüşlerine uygun bir biçimde işleyen tezhip Dönemi Tezhip Sanatı12. yüzyılda gelişmeye başlayan Selçuklu tezhibi Rumî üslubun yanında, geometrik biçimlere de yer vererek sonlarında en güzel örneklerini vermiştir. Bu devir tezhibinin en iyi örnekleri Konya Mevlâna Müzesinde sergilenen Divan-ı Kebir ve Mesnevi adlı eserlerde Dönemi Tezhip SanatıSelçuklu Devri tezhibini, klasik Türk tezhibinin başlangıcı sayılan Osmanlı tezhibi takip etmektedir. Osmanlılara ait bilinen ilk tezhip örneği, Sultan II. Murat adına hazırlanmış olan bir musiki nazariyat kitabındaki süslemelerdir. 15. yüzyılın en meşhur Türk müzehhibi 1436’da Tevarihü’l Ervah adlı tıp kitabını tezhip eden Aksaraylı Ahmed bin Mahmud’dur. Klasik Türk tezhip üslubu Fatih Dönemi’nde olgunlaşmıştır. Fatih Dönemi’nin nakkaşbaşısı Baba Nakkaş bu devrin tanınmış Bayezid Dönemi, Osmanlılarda tezhip sanatının en parlak devrinin başlangıcıdır. Bu dönem tezhiblerinde yeni motiflerin yanında renklerin daha dengeli ve uyumlu kullanıldığı, süslemede altına daha geniş yer verildiği görülür. Feyzullah Nakkaş, Hasan bin Abdullah, Hasan bin Mehmed, Melek Ahmet Tebrizi dönemin önemli tezhip ustalarıdır. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde klasik Osmanlı-Türk tezhibi en olgun ve parlak devrini yaşamıştır. Fatih Dönemi’ndeki kobalt mavi zeminin yerini koyu lacivert, pembe ve kırmızının yerini koyu kırmızı alır. Çizgiler daha ince, motifler daha zengindir. Bu devrin en büyük üstadı olan Kara Memi lakabı ile bilinen Kara Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman’ın Muhibbî Divanı’nı tezhip etmiştir. 16. yüzyılın tanınmış bir müzehhibi de 1547 tarihli Kur’an-ı Kerim’i tezhipleyen Muhammed bin İlyas’tır. 17. yüzyıl da matbu eserlerin artması el yazması eserleri gittikçe azaltmıştır. Buna rağmen tezhip sanatında klasik üslup özelliğini kısmen devam ettirmiştir. 18. yüzyılda III. Ahmet Dönemi’nde tezhip sanatı yeniden canlanmıştır. Klasik motifler ile kurulan kompozisyonların yanı sıra, Batı etkisiyle Osmalı sanatına giren naturalist çiçek buketleri, kıvrık iri yapraklar tezhip sanatını zenginleştirmiştir. Devrin başlıca müzehhibleri Yusuf Mısrî, Bursalı Hazerfen ve Ali Üsküdari’dir. 18. yüzyıl sonlarına doğru Rönesans ve Barok kıvrımları, Türk tezhibinde taklit edilmeye başlanmış, bunun sonucu olarak Türk tezhibi orijinalliğini kaybetmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nde Prof. Dr. Süheyl Ünver ve yetiştirdiği talebeler klasik üsluba dönmüş ve çok değerli eserler meydana getirmişlerdir.,Türk Ebru Sanatının Tarihsel GelişimiGeleneksel Türk sanatlarından ebru, yoğunlaştırılmış su üstüne resim yapma sanatıdır. Ebru, kitre ile kıvamı arttırılmış suyun üzerine öd katılarak suda erimeyecek hâle getirilen boyaların serpilmesi ve su yüzeyinde meydana gelen desenlerin bir kâğıda geçirilmesiyle yapılır. Ebru yapımında en çok kullanılan boya hammaddeleri oksit kırmızı, oksit sarı, oksit siyah, lahur çiviti ve çamaşır çivitidir. Emici özelliği fazla ve mat kâğıtlar tercih edilir. İçine su konulan tekneler, sactan yapılır. Fırça yapımında gül dalı ve at kuyruğu kılı kullanılır. Su üzerine boyaların koyu renklerden başlanarak açık renklere doğru serpilmesi önemlidir. Açık renkte yapılan ebrular hat sanatında yazı zemini olarak kullanılırken ebru kâğıtları genel olarak kitap ciltlerinde ve yazı pervazlarının süslenmesinde sanatçılar; Battal, Neftli, Gelgit, Şal, Kumlu, Akkase, Taraklı, Somaki, Bülbül yuvası gibi teknikleri kullanarak ebrular sanatının nerede ve ne zaman başladığı tam olarak bilinmemekle birlikte 8. yüzyılda Orta Asya’da ortaya çıktığı, İpek Yolu’yla önce İran’a oradan da Anadolu topraklarına geçtiği kabul edilmektedir. Topkapı Sarayı’nda bulunan Arifî’nin 1539 tarihli “Guy-i Çevgan” adlı eserindeki ebrular, Heratlı Mir Ali’nin İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunan 1539 tarihli iki kıtasının bulunduğu ebrular, Maliki Deylemi’ye ait bir kıtanın yazıldığı 1554 tarihli ebru, Fuzûlî’nin “Hadikatü’s-Süeda” Mutluluklar Bahçesi isimli eserinin kopyasında kullanılmış olan ebrular bugüne kadar tespit edilen en eski ebrulardır. İlk üç ebrunun sanatçısı bilinmemektedir. 1595 yılında yazılmış sonuncu eserin ebrularını ise Şebek Mehmet Efendi yüzyılın sonlarında İstanbul’a gelen Avrupalı seyyahlar, ebru sanatını kendi ülkelerine götürmüşlerdir. Çiçekli ve akkase formlarının 20. yüzyılın başlarından itibaren gelişmeye başlaması ve modern resim anlayışındaki soyut resim zevkinin gelişmesi ebruyu kitap ve yazı albümlerinden duvarlara taşıyarak, plastik sanat kimliği kazandırmıştır. Türk ebru sanatının bilinen ilk ustalarından biri olan Hatib Mehmet Efendi, Ayasofya Camii’nin hatibi olmasından dolayı “Hatip” diye anılmıştır. Hatip adıyla bilinen ebru tekniğini oluşturan sanatçı, 1773’te evinde çıkan yangında eserlerini kurtarmak isterken kendisi de yanarak vefat ebru sanatının en önemli sanatçılarından biri de Necmettin Okyay’dır. Aynı zamanda hattat olan ve ebru sanatına çiçekli ebruyu kazandıran Necmettin Okyay, daha önce kimsenin denemediği yazılı ebru çalışmalarıyla ön plana çıkmıştır. Çiçekli ve yazılı ebruya bunun için Necmettin Ebrusu denilmektedir. Sanatçı 1916-1948 yılları arasında Medresetü’l-Hattatinde ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde öğretmenlik yapmıştır. Mustafa Düzgünman 1920-1990 ise Türk ebru sanatının diğer büyük ustalarındandır. Klasik Türk ebruculuğunu, zamanımıza kadar, hiç bozulmadan taşıyarak bu sanatın yurdumuzda ve dünyada tanınması ve gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Aynı zamanda birbirinden değerli ebru sanatçıları yetiştirerek bu sanatımızın unutulmasını da önlemiştir. Çiçekli ebru ailesine papatyayı kazandıran sanatçı, hocası Necmettin Okyay’ın bulduğu çiçekli ebruyu geliştirerek bugünkü durumuna Sanat Tarihi, MEB, 2018.
vazo boyama sanatına ne denir